Bazı sanatçılar müzik yapar, bazıları ise müziğin içinde bir kimlik inşa eder. LDRDO ikinci grupta yer alıyor. Doğu ile Batı arasında, gelenek ile modernite arasında, kontrol ile kırılganlık arasında kurduğu ses köprüleri onun yalnızca bir müzisyen değil, bir anlatıcı olduğunu gösteriyor. Bu röportajda LDRDO ile üretim sürecini, içsel gerilimlerini ve özgürlük arayışını konuştuk.
(Some artists make music, while others build an identity within it. LDRDO belongs to the latter. The sonic bridges he builds between East and West, tradition and modernity, control and vulnerability reveal that he is not only a musician, but also a storyteller. In this interview, we spoke with LDRDO about his creative process, his inner tensions, and his search for freedom.)
LDRDO is someone constantly in motion – even when I’m physically still. I’ve always felt slightly between worlds: culturally, musically, emotionally. That tension shaped me as an artist and as a person.
A big turning point was realizing I didn’t want to just be a “good musician”, I wanted to tell stories. My early work was instrumental, deeply rooted in Middle Eastern textures. But over time I felt the need to speak more directly, to allow more vulnerability and expression into the music.
Another shift came when I understood that being technically skilled isn’t the same as being honest. Letting go of perfection and allowing imperfection into my songs changed everything. That’s when the artist in me really began to shape.
(LDRDO, fiziksel olarak duruyor olsa bile zihinsel olarak sürekli hareket halinde olan biri. Kültürel, müzikal ve duygusal olarak hep iki dünya arasında hissettim kendimi. Bu gerilim hem sanatçı hem insan olarak beni şekillendirdi.
Büyük dönüm noktalarından biri, sadece “iyi bir müzisyen” olmak istemediğimi fark etmemdi. Hikâye anlatmak istiyordum. İlk işlerim enstrümantaldı ve Orta Doğu tınılarına derinden bağlıydı. Zamanla daha doğrudan konuşma ihtiyacı hissettim. Müziğe daha fazla kırılganlık ve ifade alanı açmak istedim.
Bir diğer kırılma, teknik olarak iyi olmanın dürüst olmak anlamına gelmediğini anlamamdı. Mükemmeliyet fikrini bırakıp şarkılarıma kusurları dahil ettiğimde her şey değişti. Sanatçı kimliğim asıl o zaman şekillenmeye başladı.)

Both.
Music is escape in the sense that it allows me to rise above noise – politics, pressure, expectations, survival mode. But it’s also confrontation. Once I’m “in the air,” there’s nowhere to hide. I’m forced to face what I’m actually feeling.
The airplane metaphor isn’t about running away. It’s about perspective. From above, you see the map differently. Music gives me that altitude towards what’s outside and what surrounds me.
(İkisi de.
Müzik, politika, baskı, beklentiler ve hayatta kalma modunun gürültüsünün üzerine yükselmemi sağladığı için bir kaçış. Ama aynı zamanda bir yüzleşme. “Havalandığımda” saklanacak yer kalmıyor. Gerçekte ne hissettiğimle karşı karşıya kalıyorum.
Uçak metaforu kaçmakla ilgili değil. Perspektifle ilgili. Yukarıdan baktığında haritayı farklı görürsün. Müzik bana hem dış dünyaya hem de etrafımdaki gerçekliğe karşı o irtifayı kazandırıyor.)
It’s definitely deeper than aesthetics.
I am surrounded by contradictions – East and West, tradition and modernity, tension and beauty. That mix lives inside me. So when I combine folk, psychedelic textures, soul, funk, and Middle Eastern elements, it’s not strategic, it’s honest.
I’m not trying to represent a genre. I’m here trying to represent my internal and cultural landscape.
(Kesinlikle estetikten daha derin.
Çelişkilerin içindeyim: Doğu ve Batı, gelenek ve modernlik, gerilim ve güzellik. Bu karışım içimde yaşıyor. Bu yüzden folk, psychedelic dokular, soul, funk ve Orta Doğu unsurlarını bir araya getirdiğimde bu stratejik değil, dürüst bir tercih oluyor.
Bir türü temsil etmeye çalışmıyorum. İçsel ve kültürel manzaramı temsil etmeye çalışıyorum.)

It started as control, wanting to hear exactly what was in my head.
But over time I realized it was also solitude. There’s something intimate about building a whole world alone in a room. It can feel powerful, and isolating at the same time.
Now I’m learning to collaborate more. Not because I lack control, but because sharing the process sometimes reveals parts of the music I can’t reach by myself.
(Başlangıçta kontroldü. Kafamın içindeki sesi tam olarak duymak istiyordum.
Ama zamanla bunun aynı zamanda bir yalnızlık olduğunu fark ettim. Bir odada tek başına bütün bir dünya inşa etmek çok mahrem bir şey. Hem güçlü hem de izole edici hissettirebiliyor.
Şimdi daha fazla iş birliği yapmayı öğreniyorum. Kontrol eksikliğinden değil. Süreci paylaşmanın, tek başıma ulaşamayacağım katmanları ortaya çıkarabildiğini gördüğüm için.)
I think freedom is both fragile and real.
On the Road romanticized movement as liberation. My album, inspired by that spirit, explores a more internal version of freedom.
In today’s world, freedom isn’t abstract. It’s emotional. It’s creative. It’s choosing your direction even when circumstances are heavy.
For me, freedom isn’t about geography. It’s about alignment. When your inner voice and your actions match, even briefly – that’s freedom.
(Bence özgürlük hem kırılgan hem gerçek.
On the Road hareketi bir kurtuluş olarak romantize eder. O ruhdan ilham alan albümüm ise özgürlüğün daha içsel bir versiyonunu keşfediyor.
Bugünün dünyasında özgürlük soyut bir kavram değil. Duygusal. Yaratıcı. Koşullar ağır olsa bile yönünü seçebilmek.
Benim için özgürlük coğrafyayla ilgili değil. Uyumla ilgili. İç sesinle eylemlerin örtüştüğü o an, kısa bile sürse, işte özgürlük budur.)

LDRDO’nun sözleri, müziğin yalnızca duyulan değil, yaşanan bir alan olduğunu hatırlatıyor. Onun için üretim bir kaçış değil, bir irtifa kazanma biçimi. Türlerin ötesinde, sınırların dışında ve mükemmeliyetin baskısından uzak bir yerde duruyor. Belki de asıl özgürlük, onun da söylediği gibi, iç ses ile eylemin kesiştiği o kısa ama gerçek anda saklı.
(LDRDO’s words remind us that music is not only something to be heard, but something to be lived. For him, creation is not an escape, but a way of gaining altitude. He stands beyond genres, outside boundaries, and away from the pressure of perfection. Perhaps true freedom, as he suggests, lies in that brief yet real moment when the inner voice and action intersect.)
GÜNDEM
26 Şubat 2026GÜNDEM
26 Şubat 2026EKONOMİ
26 Şubat 2026GÜNDEM
26 Şubat 2026GÜNDEM
26 Şubat 2026GÜNDEM
26 Şubat 2026GÜNDEM
26 Şubat 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.