04 Temmuz 2026 Cumartesi
Aysun Uysal Yazdı... Eğitim Evde Başlar, Okulda Şekillenir
Süt ürünleri ile başınız dertte mi? Laktoz İntoleransına sahip olabilirsiniz!
Cavit Yoldaş Yazdı... Seçim Toplumu: Sandığın Gölgesinde Yaşamak
Dilek Bozkurt Yazdı: Sırtından Bıçaklanan Gelecek
Serkan Candaş Yazdı: Dedikodu ve İftiralarını İspat Edemeyen Hukuk Önünde Hesap Verir!
Geçim sıkıntısı ek hesap kullanımını artırdı: En yüksek artış bu 3 ilde
‘Dedikodu yaymak, iftira atmak, yalan ve yanlış bilgileri alenen yaymak, itibar suikasti, tehdit etmek’!
Türk Ceza Kanunu Madde 106 – Tehdit: Bir kimsenin kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına ya da malvarlığına yönelik zarar verileceğinden bahsedilmesi tehdit suçunu oluşturur. Tehdidin silahla, birden fazla kişiyle, örgüt gücü kullanılarak veya başka nitelikli hallerde işlenmesi durumunda ceza ağırlaşır. Tazminat ve ceza davası açılır.
Türk Ceza Kanunu Madde 125 – Hakaret: Bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövülmesi suçtur. Alenen işlenmesi halinde ceza artırılır.
Türk Ceza Kanunu Madde 267 – İftira: Bir kişiye hukuka aykırı bir fiil isnat ederek hakkında suçlamaya yönelik davranışlar iftira suçunu oluşturur. Ceza ve tazminat davası açılır.
Türk Ceza Kanunu Madde 123/A – Israrlı Takip: Sürekli rahatsız etme (Telefon, mesaj, e-mail vb.) ve takip etme niteliğindeki bazı davranışlar bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
Türk Medeni Kanunu Madde 24 ve 25 – Kişilik Haklarının Korunması: Gerçek dışı iddialarla kişinin itibarına zarar verilmesi durumunda, saldırının durdurulması, yayının kaldırılması, ceza ve manevi tazminat talep edilebilir.
Türk Borçlar Kanunu Madde 58 – Manevi Tazminat: Kişilik haklarının hukuka aykırı şekilde ihlal edilmesi halinde manevi tazminat istenebilir.
Ancak dedikodu; gerçeğe aykırı isnatlar içeriyorsa, kişinin itibarını zedelemeyi amaçlıyorsa, sosyal medya veya kalabalık ortamlarda alenen yayılıyorsa, içeriğine göre hakaret, iftira, tehdit veya kişilik haklarına saldırı kapsamında hukuki ve cezai sorumluluk doğurur.
Eğer gerçeğe aykırı iddiaları çevreye yayıyor, sosyal medyada paylaşıyor veya insanların size karşı tavır almasına neden oluyorsa; olayın ayrıntılarına göre; TCK m. 106, TCK m.125, TCK m. 267, m. 58 ve ayrıca manevi tazminat hükümleri gündeme gelebilir. Bu suçlar işleniyorsa CEZA ve TAZMİNAT davası açılır.
Her iddia, mahkeme karşısında ıspatlanmak zorundadır, eğer ıspatlanamazsa, hapis cezası ve tazminat kaçınılmazdır.
Bir ilçenin kimliği sadece tarihiyle, zeytiniyle, inciriyle ya da pazarlarıyla oluşmaz. Bir kentin adı bazen bir spor kulübüyle, bir formayla, bir tribün sesiyle de anılır. Tire için bu gerçek yıllardır geçerli. Ancak bugün sormamız gereken ciddi bir soru var; Tire, kendi takımına gerçekten sahip çıkıyor mu?
Tire’nin önde gelenleri, odaları, kooperatifleri, Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren ve Tire’den ekmek yiyen fabrikalar, siyasi partiler… Hepsine açık bir soru sormak gerekiyor; Tire’nin adını taşıyan, Tire’nin reklamını yapan, Tire’ye kazandıran bu takıma neden destek verilmiyor?
Bugün profesyonel liglerde mücadele eden bir takımınız var. Kolay mı sanıyorsunuz? Türkiye’de yüzlerce ilçe yıllardır bunun hayalini kuruyor. Bir bakın çevreye. Ödemiş, Torbalı ve diğer komşu ilçeler… 25–30 yıldır profesyonel liglere çıkabilmek için çaba veriyorlar. Paralar harcanıyor, projeler yapılıyor ama başarı kolay gelmiyor.
Tire ise bugün hâlâ ligde mücadele eden bir takıma sahip. Üstelik ligde de ortalarda. Yani potansiyel var, bir marka değeri var. Ama ne yazık ki destek yok.
Ne yazık ki tablo net; Tire’nin önde gelenlerinden destek yok. Halktan güçlü bir sahiplenme yok. Esnaftan ciddi bir katkı yok. Siyasi partilerden belirgin bir destek yok.
Hal böyleyken şu soruyu sormak da kaçınılmaz oluyor; Bu takım sezon sonu giderse haksız mı olacak?
Bir başka tartışma da sık sık gündeme geliyor; “Takımın sahibi Tireli değil, o yüzden destek olmayız.”
Peki o zaman başka bir soru soralım; Madem bu kadar önemliydi, neden Tireli iş insanları bir araya gelip bu kulübü satın almadı? Dahası, dünyada ve Türkiye’de hangi kulüplerin sahipleri mutlaka o şehirden? Bugün Göztepe’nin sahibi İzmirli mi? Hatta Türk bile değil. Ama kulübe yatırım yapıyor, kulübü büyütüyor ve Göztepe’yi bir yerlere getirdi. Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün;
Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe… Yüzlerce kulüp sayabiliriz. Kulüpler artık yerel sınırların ötesinde yönetiliyor. Önemli olan yatırım, vizyon ve sahiplenme.
Bugün Tire’de takımın arkasındaki tek sponsorun bir inşaat firması olması da ayrıca düşündürücü. O firma da Solmaz İnşaat. Peki Solmaz İnşaat Tireli mi? Değil. Ama Tire’de iş yapıyor ve ekmek kazandığı ilçenin takımına destek veriyor. Bu nedenle kendi adıma Solmaz İnşaat’a teşekkür etmek istiyorum, var olsunlar. Hatta yakın zamanda yaşanan ve Altay ile ilgili tartışmalı bir olayda bile açıklamayı yapan yine Solmaz İnşaat oldu. İlçenin belediye başkanının dahi açıklama yapmadığı yapamadığı bir ortamda kulübün yanında duran bir sponsor vardı.
Şimdi soruyu yeniden soralım; Tire’nin adıyla sahaya çıkan bir takım var. Ama Tire gerçekten bu takımın arkasında mı?
Çünkü spor kulüpleri sadece bir şirketin ya da bir kişinin omuzlarında yaşayamaz. Bir kentin ortak hafızasıyla, ortak iradesiyle ayakta kalır.
Bugün destek vermezseniz, yarın o takım gittiğinde sadece bir kulübü kaybetmiş olmayacaksınız. Bir kentin adını taşıyan en görünür markalarından birini de kaybetmiş olacaksınız. Ve o gün geldiğinde herkes aynı soruyu soracak; “Tire’nin bir takımı vardı, neden sahip çıkmadık?”
Ortadoğu denilince Batı’nın ve ABD’nin zihninde beliren o standart şablon, son yıllarda büyük bir stratejik hata doğurdu. ABD ve müttefikleri, İran’daki iç dalgalanmaları izlerken tek bir gerçeği unuttular; Tarihsel derinlik ve millet olma bilinci. Birçok analizde İran, herhangi bir Arap ülkesiyle bir tutuldu. Oysa bu, sosyolojik bir yanılgıdan öte, askeri bir öngörüsüzlüktü. İran, sanılanın aksine bir Arap coğrafyası değil, kadim bir Pers medeniyetidir. Ve Persler, tıpkı biz Türkler gibi, devlet geleneği olan, savaşçı ve “teslimiyet” kelimesini lügatinden silmiş bir millettir.
Şu unutulmamalıdır ki; Rejim başka vatan başka!
Son dönemde İran sokaklarını saran protestolar, ABD ve Batı medyasında “hükümetin sonu geliyor” çığlıklarıyla servis edildi. Ancak gözden kaçan kritik bir detay var; Vatan savunması. İran halkının bir kısmı hükümetin politikalarını eleştirebilir, yaşam tarzına müdahaleden rahatsız olabilir veya ekonomik zorluklara isyan edebilir. Fakat dışarıdan bir tehdit kapıya dayandığında, o sokaktaki eylemcilerin %80’i bugün tüfeğini kapıp cepheye koşar ve koşuyor. Çünkü onlar için konu artık “rejim” değil, “toprak” meselesi.
Birçok Ortadoğu ülkesinde gördüğümüz “kaos anında terk etme” refleksi, İran ve Türkiye gibi köklü devlet geleneği olan toplumlarda işlemez. Bu topraklarda insanlar hükümetlerini beğenmeseler de, dış bir gücün kendi kaderlerini tayin etmesine asla izin vermezler. Persler, binlerce yıllık tarihlerinde olduğu gibi, bugün de topraklarını ölümüne koruma içgüdüsüyle hareket ediyorlar.
ABD ve İsrail, İran’ı yıkmanın yolunun sadece sokak hareketlerinden ve bombalamaktan geçtiğini sanarak büyük yanıldı. Bir milleti hükümetiyle vurabilirsiniz ama o milletin karakteriyle, savaşçı ruhuyla ve tarihsel kimliğiyle baş edemezsiniz. İran’ı Arap dünyasındaki zayıf halkalarla karıştırmak, strateji masasında yapılan en büyük “coğrafya ve tarih” hatası olarak kayıtlara geçmiştir.
2 Mart’ta 50 milyon TL’lik kredi yetkisi isteniyor. Yetmiyor, bir de temlik yetkisi. Rakamı ilk duyduğunuzda kulağa “idare edilebilir” gelebilir. Ancak işin matematiğini masaya yatırdığınızda tablo değişiyor. Bugün 50 milyon TL olarak çekilecek bir kredinin, hesplamadım ama faiz yüküyle birlikte geri ödemesi 130–150 milyon TL bandına dayanır, burada artık “nakit ihtiyacı” değil, ciddi bir mali yönetim sorunu konuşulur.

Üstelik mesele sadece kredi değil, daha tehlikelisi var! Temlik yetkisi, yani gelecekteki gelirlerin bugünden ipotek altına alınması… Belediyenin yarın elde edeceği kaynakları bugünden bağlamak, sadece bugünü değil, yarını da rehin vermektir. Bu yöntem, kısa vadeli nefes aldırır gibi görünür ama uzun vadede kurumsal refleksi felç eder. Bir belediye için temlik, finansal manevra alanını daraltan en riskli enstrümanlardan biridir.
Sormak gerekiyor; İki yıl boyunca kayda değer bir proje ortaya koymadan, elle tutulur bir hizmet üretmeden, kasadaki mevcut kaynağı tüketmek nasıl bir yönetim anlayışıdır? Eğer bu süreçte SGK borçları, vergi yükümlülükleri, esnafa olan ödemeler birikmişse; tablo artık “zor dönem” değil, planlama zaafıdır. Belediyede devasa bir borç var ve yine büyük bir borç altına daha sokulmak için yetki isteniyor. Yazımın başında da dediğim gibi ‘temlik’ daha da tehlikeli bir durum.
Kamu yönetimi, “günü kurtarma sanatı” değildir. Hele yerel yönetim, hiç değildir. Belediyecilik; öngörü, disiplin ve sürdürülebilirlik ister. Bugünü yönetirken yarını hesap etmeyen bir anlayış, kenti yönetmez; yalnızca erteler.
Bu noktada ister istemez şu soru akla geliyor: “Nasıl olsa bir daha seçilemeyeceğim, benden sonrası düşünsün, o ödesin” vb. yaklaşımı mı hâkim? Bence öyle! Ha şunu da söyleyeyim sağda solda “Ben her türlü gene seçilirim diyormuş matematik dehası başkan!
Eğer böyleyse, bu sadece siyasi bir tercih değil, ahlaki bir sorundur. Çünkü belediyenin borcu, başkanın değil; Tire halkının borcudur. Ödenecek her faiz, yapılmayacak bir parkın, açılmayacak bir sosyal tesisin, yenilenmeyecek bir asfaltın bedelidir. Bakın son zamanlarda mahalleli yolu kendi onarmaya başladı, çünkü hizmet gitmiyor. Aldığım bilgilere göre birçok muhtar patlamak üzereymiş.
Tire gibi üretim gücü olan, tarımıyla, esnafıyla, kültürel mirasıyla, suyuyla, yeşilliğiyle ayakta duran bir ilçenin geleceği; kısa vadeli siyasi hesaplara kurban edilemez. Mali disiplin olmadan kalkınma olmaz. Şeffaflık olmadan güven olmaz. Güven olmadan da yönetim olmaz.
Bugün alınacak 50 milyonluk karar, yarının tahmini 150 milyonluk yüküne dönüşüyorsa; mesele kredi değil, vizyondur.
Ve en büyük bedeli her zaman halk öder.
Yazık oldu mu? Henüz değil. Ama bu gidişle, yarın “neden” demek için çok geç olabilir. Yazık olmasın güzel Tire’ye ve Tirelilere.