01 Şubat 2026 Pazar
Aysun Uysal Yazdı... Eğitim Evde Başlar, Okulda Şekillenir
Süt ürünleri ile başınız dertte mi? Laktoz İntoleransına sahip olabilirsiniz!
Cavit Yoldaş Yazdı... Seçim Toplumu: Sandığın Gölgesinde Yaşamak
Dilek Bozkurt Yazdı: Ölümün Kıyısında Selfie Telaşı: Acı mı Çekiyoruz, İçerik mi Üretiyoruz?
Serkan Candaş Yazdı: Birkaç Yorum Birçok Kirli Zihniyet!
İSGEİD Defilesi Büyüledi
Geçtiğimiz günlerde Tire Güncel adlı Facebook grubumuzda yapılan bir anketin sonucu birilerini rahatsız etmiş olacak ki, altına şu yorum bırakılmış: “Senin gazeteci olman için çok fırın ekmek yemen lazım.” Hem de BANA DEMİŞ! O kadar çok güldüm ki anlatamam 🙂
Buradan sevgili yorum sahibine, tabiri caizse o ‘cahil amcaya’ sakin ama net bir yanıt vermek istedim ve bu yazıyı kaleme aldım. Biraz ego kasacağım bu yazımda kimse kusura bakmasın!
Ben 24 yıllık ulusal gazeteciyim ve Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği Yerel Medya ve Temsilciler Kurulu Başkanıyım… Bu 24 yılın içinde Türkiye başta olmak üzere Azerbaycan, Rusya, İngiltere, Özbekistan ve İsrail’den alınmış 27 uluslararası ödül, plaket ve çok sayıda teşekkür belgesi var. Ayrıca 10 ülke ile Türkiye’yi de sayarsak 11 ülke ile aktif çalışan nadir gazeteci ve basın danışmanlarından biriyim.
Sadece çalışmakla kalmıyor; bu ülkelerin dillerinde haber ve basın bülteni yazabilen, bu dilleri konuşabilen birkaç gazeteciden biri olmanın da sorumluluğunu ve gururunu taşıyorum. Yorumu yazan sevgili amcacığım, istersen aynı konuyu Azerbaycan Türkçesi, Rusça, İngilizce ya da İbranice’de anlatabilirim sana! Do you understand me?
Bugüne kadar Türkiye’den Azerbaycan’a, Özbekistan’dan Kırgızistan’a, Kazakistan’dan Gagavuzya’ya; Rusya, İsrail, Bulgaristan, Arnavutluk ve Kosova’ya kadar çok geniş bir coğrafyada birçok şarkıcıya, oyuncuya, fenomene, siyasetçiye vb. meslek ve kurumlara iletişim ve basın danışmanlığı (iletişim, imaj, basın PR) hizmeti verdim vermeye devam ediyorum. Bunu da gururla her zaman her yerde söylüyorum. Birçok kişinin ulaşamayacağı ünlü, siyasetçi iş insanı vb. kişilerle tabiri caizse kankiyim.
Ama mesele zaten bu değil.
Sorun şu; Bazılarının kafasında ‘gazeteci’ tanımı çarpıtılmış durumda. Onlara göre gazeteci; bir yerlere yandaş olan, birilerinin hoşuna gidecek cümleleri kuran, gerektiğinde eğilip bükülen, kişilere ve kurumlara sırnaşan kişidir… Yanlış!
Gazetecilik;
Doğruyu eğip bükmeden söylemektir.
Rakamlarla oynamamaktır.
Halkın görmediğini göstermek, duymadığını duyurmak, bilmediğini anlatmaktır.
Benim bir siyasi partim yok. Bir tarafım da yok. Herkes ve her şey hakkında, yani haber değeri olan her şeyi haber yaparım, yaptım, yapmaya da devam edeceğim.
Basın danışmanlığı tarafında ise her siyasi partiye, her görüşe vb. herkese eşit mesafede hizmet veririm. Sağ olsunlar; işimi iyi yaptığım, güven verdiğim ve tecrübelerim için her kesimden, her siyasi görüşten insanlar gelir benimle çalışmak ister ve tabii anlaşırsak benimle çalışır.
Belki senin veya sizin gözünüzde ben gazeteci olmayabilirim. Ama bu, sizin gazeteciliği yanlış yerden öğrenmiş olmanızla ilgilidir. Size öyle alıştırmışlar ne yazık ki ve kendinizi geliştirmediğiniz için bakışınız sığ kalmış dünya görüşünüz daralmış.
Velhasıl sevgili ‘cahil amca’; Gerçek gazeteciliği anlaman için çok fırın ekmek yemen gerekiyor. Serkan Candaş’ı anlaman içinse Türkiye’deki tüm ekmek fabrikalarını komple yemen lazım. 🙂 Beni, yazılarımı, haberlerimi vb. beğenmeyebilir, eleştirebilirsiniz ve eleştirmek güzeldir ama hakaret etmeden. Hakaret, tehdit vb. olursa külahlar değişir madalyonun diğer kısmı konuşur, tehdit olduğu zaman ben, BEN değilim! Dediğim gibi kimse eleştirilemez değil eleştirilir ama gazeteciliğime kimse laf söyleyemez, orada ‘hop’ derim. Söyleyebilmesi için bilfiil 24 yıldan fazla gazetecilik yapması gerekir, gazetecilik adına ödediğim bedelleri ödemesi gerekir, bu uğurda bir şeyleri feda etmiş olması gerekir, yalaka, taraf tutan, çıkarcı vb. olmaması gerekir ve kısaca benim ayakkabılarımı giymesi gerekir!.. Daha birçok şey sayabilirim.
Evet, yazı biraz uzun egolu oldu, bunun farkındayım. Okuyuculardan ve takipçilerden bu küçük ego patlaması için özür diliyorum. Ama bazen susmak değil, not düşmek, had bildirmek gerekir.
Lütfen hakkınızı helal edin bu egolu yazım için.
Tire Belediyesi önümüzdeki seçimlerde İYİ Parti’ye hayırlı olsun!
Yerel siyaset bazen yüksek sesle konuşur, bazen de fısıltıyla yol alır. Tire ile ilgili iki partinin genel merkezinden aldığım bilgiler, bu kez fısıltıdan çok daha fazlasını söylüyor. Henüz imzaya dökülmemiş olsa da, CHP – İYİ Parti hattında şekillenen tablo, önümüzdeki yerel seçimlerde Tire Belediyesi’nin siyasi adresinin değişebileceğine işaret ediyor.

Önce temel fotoğrafı doğru okumak gerekiyor. CHP merkez yönetiminin, mevcut belediye yönetiminden memnun olmadığı artık sır değil. Yapılan kamuoyu yoklamalarında Tire Belediyesi’nin ve mevcut başkanın, “şikâyet oranı” başlığında sürekli olarak ilk sıralarda yer alması, bu memnuniyetsizliğin somut verilerle beslendiğini gösteriyor. Bu tablo, CHP açısından Tire’de “devam” kararını zorlaştırıyor.
Diğer tarafta ise İYİ Parti var. İYİ Parti cephesinde Tire’ye yönelik güçlü bir özgüven dikkat çekiyor. Parti yönetiminin, Tire’nin kazanılabilir olduğu yönündeki kanaati ve bu ilçeyi açık şekilde talep etmesi, pazarlık masasındaki dengeyi belirleyen en önemli unsurlardan biri. Görünen o ki CHP, elindeki bazı belediyeleri koruma refleksiyle Tire konusunda daha esnek davranıyor. Bildiğiniz üzere İYİ Parti, Tire’yi bir dönem yönetmişti.
Bu noktada kritik bir hatırlatma yapmak şart; Ortada kesinleşmiş bir ittifak protokolü yok. Görüşmeler sürüyor. Tarafların ortak cümlesi ise siyasetin o meşhur gerçeği: “24 saatte bile her şey değişebilir.” Bu nedenle erken zafer ilanları da, kesin reddiyeler de gerçekçi değil.
Ancak siyasette bazen imzalar atılmadan önce sonuçlar hissedilir. Bugün itibarıyla tabloya bakıldığında, Tire’de adayın İYİ Parti’den çıkma ihtimali oldukça güçlü. Öyle ki, bu ihtimali yüzde 90 olarak değerlendiriyorum. Geriye bırakılan yüzde 10’luk pay ise siyasetin sürprizlere açık doğasına duyulan saygımın bir sonucu.
Bir başka dikkat çekici başlık ise İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun İzmir ve özellikle Tire’ye verdiği önem. Genel merkezde konuşulanlara göre, ittifak olsun ya da olmasın, İYİ Parti yönetimi Tire’yi yeniden kendi siyasi hanesine yazmak istiyor. Bu da Tire’nin, önümüzdeki dönemde yalnızca yerel değil, bölgesel siyasi denklemlerde de sembolik bir anlam taşıyacağını gösteriyor.
Şu aşamada net olan tek şey şu; Yakın zamanda resmi bir açıklama beklemek gerçekçi değil. Büyük ihtimalle ittifak ve adaylık meselesi, seçime yakın bir tarihte kamuoyuna duyurulacak. Ayrıca masadaki ittifakın yalnızca iki partiyle sınırlı kalmayacağı da konuşulan ihtimaller arasında.
Sonuç olarak Tire, önümüzdeki seçimlere giderken sıradan bir ilçe olmaktan çıkmış durumda. Ankara merkezli hesaplar, yerel memnuniyetsizlikler ve parti içi dengeler Tire’de kesişiyor. Sandık kurulmadan önce sonuç kesinleşmez; ancak bugünden bakıldığında rüzgârın yönü, İYİ Parti lehine esiyor gibi görünüyor.
Elbette son sözü her zaman seçmen söyler. Ama siyaset, bazen sandıktan önce konuşur. Tire’de şu an konuşan şey, değişim ihtimalidir.
AK Parti – MHP cephesinde de kısa bir bilgi vereyim; Cumhur ittifakında da aday AK Parti’den gösterilecek. İleriki günlerde bu konuyla ilgilide detaylı bilgi aktaracağım sizlere.
Yine de aklınız bir köşesinde dursun, siyasette 24 saat bile çok uzun bir süre ve her şey değişebiliyor.
Son dönemde şiddet, cinayet, yaralama ve silahlı saldırı haberleri sıradanlaştı. Kadın cinayetleri, hayvana şiddet, akran zorbalığı ve çocuk(!) suçları artık istisna değil; neredeyse gündelik bir rutin hâline geldi. Daha da sarsıcı olan ise suçun yaşı; 15, 16, 17… Henüz çocuk sayılan yaşlarda bireylerin cebinde bıçak, silah ve uyuşturucu bulunması artık kimseyi şaşırtmıyor.
Son verilere göre uyuşturucu kullanım yaşının 12–13’e kadar düştüğü bir ülkede, sadece bireysel suçtan değil; derin bir toplumsal çöküşten söz ediyoruz. Gencecik çocuklar cinayete kurban gidiyor. Failine baktığınızda ise yine aynı yaş grubunu görüyorsunuz. Ancak burada kritik bir ayrım var; Yaşları küçük olabilir ama işlenen suçun ağırlığı çocuklukla açıklanamaz.
Bu sözde çocukların cezaevinde ve mahkemede sergiledikleri tavırları ürkütücü. Pişmanlık yok, utanç yok, sorumluluk yok. Çünkü bir “cezasızlık algısı” var. Fail, 3-4 yıl içinde serbest kalacağını biliyor. Daha da vahimi; dışarıdaki çevreleri mağdur aileleri, avukatları ve gazetecileri tehdit edebilecek kadar kendilerini güvende hissediyor.
Bu noktada şu soruyu sormak zorundayız;
Adalet caydırıcı mı, yoksa suçluyu cesaretlendiren bir boşluk mu üretiyor?
Geçtiğimiz günlerde ABD’de 15 yaşındaki bir cinayet faili, suçun niteliği gereği yetişkin gibi yargılandı ve 100 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Elbette her ülkenin hukuk sistemi farklıdır. Ancak mesele yalnızca hukuki teknikler değil; topluma verilen mesajdır.
Suçun bedeli ağır olmazsa, suç hafife alınır.
Türkiye’de çocukların korunması elbette hayati önemdedir. Ancak korunması gereken tek taraf fail değil; hayatı elinden alınan çocuklar, dağılan aileler ve toplumun vicdanıdır. Hukuk, hem rehabilite edici hem de caydırıcı olmak zorundadır. Eğer caydırıcılık yoksa, adalet duygusu zedelenir; zedelenen adalet ise suçu büyütür.
Ahmet Minguzzi’yi, Atlas Çağlayan’ı ve hayattan koparılan tüm çocuklarımızı saygıyla anıyorum. Geride kalan ailelerin acısı yalnızca bireysel bir yas değil; bu toplumun ortak utancıdır.
Artık sormamız gereken soru şudur;
Suçluya merhamet gösterirken, mağdura ve topluma adaleti ihmal mi ediyoruz?
Bu tartışmayı ertelemek, daha fazla çocuğu toprağa vermek anlamına gelir.
Sayın Cumhurbaşkanı, sayın Adalet Bakanı, sayın Genel Başkanları ve sayın milletvekillerinden isteğimiz, bile isteğe cinayet işleyen bu sözde çocukların cezalarının ağırlaştırılması ve gereken en ağır cezaların verilmesi.
Saygılarımla..
Gazeteciliğin en çok istismar edilen, en çok da yanlış anlaşılan kavramlarından biri “haber değeri”dir. Bugün birçok mecrada “Bu haber mi?” sorusu soruluyor ama ne yazık ki soruyu soranların önemli bir kısmı cevabını bilmiyor. Daha kötüsü, bilmek de istemiyor. Çünkü kolay olan, popüler olan ve tık getiren şey; çoğu zaman doğru olanın, gerekli olanın ve kamusal olanın önüne geçmiş durumda.
Öyleyse en baştan başlayalım: Haber değeri nedir?
Haber değeri; bir olayın, bilginin ya da gelişmenin toplumu ilgilendirmesi, kamu yararı taşıması, olağan akışın dışına çıkması ve bilinmesinin gerekli olması hâlidir. Yani haber, bir kişinin ünlü-ünsüz olmasıyla değil; bir bilginin toplum hayatına etkisiyle anlam kazanır.
Burada altını kalın çizgilerle çizmek gerekir; Ünlülük, tek başına haber değeri değildir. Yani; “Ünlüyse haber değeri vardır” demek yanlış!
Bugün maalesef haber merkezlerinde şu sorunun sorulduğuna sıkça tanık oluyoruz;
“Bu isim ünlü mü?”
Oysa doğru soru şudur;
“Bu bilgi toplum için neden önemli?”
Bir belediyede usulsüzlük varsa ve bunu yapan kişi tanınmıyorsa, bu haber değildir mi?
Bir mahallede çocuklar açsa ama kameraya çıkacak bir ünlü yoksa, bu mesele önemsiz midir?
Bir işçi iş kazasında hayatını kaybetmişse ama adı trend olmuyorsa, bu acı haber sayılmaz mı?
İşte gazetecilik tam da bu noktada sınanır.
Haber değeri; güçle, iktidarla, parayla, ünle doğru orantılı olmak zorunda değildir. Aksine, gerçek gazetecilik çoğu zaman görünmeyeni görünür kılmakla, sesi çıkmayanın sesini duyurmakla başlar. Eğer sadece tanınanların yaşadıkları haber oluyorsa, orada gazetecilik değil; vitrin süsleme faaliyeti vardır.
Elbette bir ünlünün yaptığı açıklama, karıştığı bir olay ya da toplumu ilgilendiren bir davranışı haber olur. Ancak bu, kişinin ünlü olmasından değil; eyleminin toplumsal karşılık üretmesinden kaynaklanır. Ünlü olduğu için her söylenenin, her yapılanın haberleştirilmesi ise haber kavramını değersizleştirir.
Haber;
Yeni olmalıdır,
Doğru olmalıdır,
Doğrulanmış olmalıdır,
Kamu yararı taşımalıdır,
Bir sonuç doğurmalı ya da bir soruyu gündeme getirmelidir.
Bunların hiçbiri yoksa, elinizdeki şey haber değildir; içeriktir, dedikodudur, tanıtımdır ya da algı çalışmasıdır.
Bir diğer önemli yanılgı da şudur: “Okunuyorsa haberdir.”
Hayır… Okunması, tıklanması ya da paylaşılması bir içeriği haber yapmaz. Aksi hâlde en çok izlenen reality şovlar, en çok konuşulan dedikodular ve en sansasyonel yalanlar gazeteciliğin zirvesi sayılırdı. Oysa gazetecilik; beğeniye göre değil, ilkeye göre yapılır.
Bugün birçok genç meslektaş, “Haber değeri yok” gerekçesiyle önemli dosyaların rafa kaldırıldığını görüyor. Oysa çoğu zaman kastedilen şudur;
“Bu haber bizi yorar.”
“Bu haber güç odaklarını rahatsız eder.”
“Bu haber kolay tüketilmez.”
İşte bu noktada şunu söylemek gerekir; Zor olan, haberin düşmanı değil; gazeteciliğin ta kendisidir.
Haber değeri; halkın bilme hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Eğer bir bilgi, yurttaşın hayatını etkiliyorsa, vergisini, sağlığını, güvenliğini, özgürlüğünü ilgilendiriyorsa; o bilgi haber değeri taşır. Nokta.
Son olarak şunu net biçimde ifade edelim; Gazetecilik, kamu adına sormak, takip etmek ve hatırlatmaktır.
Ve gerçek haber değeri; en çok da unutulmak istenende, gizlenende ve konuşulmayan yerdedir.
Bugün hâlâ “Bu haber mi?” diye soruyorsak, asıl sormamız gereken şudur;
“Biz ne zaman habercilikten bu kadar uzaklaştık?”
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü, birde gerçeklerin peşinden gittikleri için, gerçekleri yazdıkları için işinden olan ve şu an çalışmayan, çalışamayan gazeteci dostlarımız var. Onlarında günü kutlu olsun…
“Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Fakat öyle bir devirde gazeteciler görevlerini yerine getirmeye çalışıyor ki; kimsenin kimseyle samimi olmadığı, dinlemediği, konuşmadığı, konuşamadığı ve düşüncelerini özgürce ifade edemediği, konuşmanın ve yazmanın büyük oranda suç olduğu bir zamanda gazetecilik yapmaya çalışıyoruz. Türkiye şartlarında bu işi yapmak kolay olmadı ve sanırım olmayacakta, ne yazık ki gidişat bunu gösteriyor. Özgürlüğümü ifade etmek, düşünce özgürlüğümü kullanmak istiyorum, maalesef öyle olmuyor!
Basın demokrasinin temel taşlarından biridir. Gidişatı sorgulayan tek güç medyadır.
Her yıl, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü olarak kutlanıyor. Cezaevinde onca gazeteci düşüncelerini ifade etti diye haksız yere yatıyorken, kimler hapishanedeki gazetecilerin gününü kutlamaya gittiler merak ediyorum doğrusu. Bir an öncede çıkmaları, kutsal ve tehlikeli mesleklerine biran önce kavuşmaları dileğimle. Türkiye’nin cezaevinde en çok gazeteci bulunduran ülkelerinden biri olması da bizi daha çok üzüyor açıkcası.
Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Muammer Aksoy, Musa Anter ve daha ismini sayamadığım 50’ye yakın faali meçhule düşen gazeteci dosyası varken, gazeteciler yazdıkları yazı, yaptıkları haber nedeniyle saldırıya uğrarken, ölümle ve hapisle tehdit edilirken, siyasilerden herhangi birinin hakkında yazılan yazısı hoşuna gitmedi diye veya onu eleştirdi diye işinden, aşından kolaylıkla kovulan yüzlerce gazeteci varken, 2025 yılında 317 yerel ve ulusal gazete kapanırken, Basın Yayın kuruluşları, ekonomik sıkıntıya düşerken veya kapatılırken bu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü nasıl kutlayacağız?
Medya özgürlüğü aslında nedir biliyor musunuz?
Medya özgürlüğü benim elime kalem alıp her şeyi yazmam için değildir.
Medya özgürlüğü şahsi özgürlük değildir.
Halkın, gerçekleri öğrenme özgürlüğüdür.
Eğer medya olarak biz özgür değilsek, sizlere gerçekleri nasıl aktaracağız?
Eğer biz özgür değilsek, sizi gerçeklerle nasıl buluşturacağız?
Dolayısıyla basın özgürlüğü, kişinin şahsi özgürlüğü olarak gösteriliyor. Yok böyle bir şey.
Basının özgür olmadığı bir toplumda, Demokrasi var denilemez. Neden denilemez, çünkü halk gerçekleri öğrenemez, hesap soramaz.
Hesap soramayan halkın olduğu yerde demokrasi olur mu?
Mevki makam sahibi, yetki sahibi insanların denetlenmediği yerde demokrasi olabilir mi?
Yani basın özgür olmalıdır ki, demokrasi sağlansın, insanların haber alma özgürlüğü olsun. Sorsunlar, sorgulasınlar.
İşini gerçek anlamda yapan, kalemşörlük değil gerçek gazetecilik yapan, sadece gerçeklerin peşinde olan, yaşadığı zorluklara rağmen ayakta durmaya çalışan gazeteciler ne isterler biliyor musunuz? Sadece emeklerine saygı beklerler. Özel günü olan 10 Ocak ve 21 Ekim’de günü hatırlanmak isterler!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.